6 Temmuz 2014 Pazar

The Art of World of Warcraft Wrath of the Lich King

        Ve geldik döngünün eksik parçasına;Lich Kralın Gazabı. En sonda söyleyeceğimi en başta söyleyeyim."Arthas sen nasıl bir yavşaksın lan!"

        Şimdi incelemeye devam edebiliriz.Lich King eklenti paketi bize yeni bir sınıf olan Death Knight(Ölüm Şövalyesi) ve yeni kuzey kıtasını getirmişti.Bunun dışında benim gönlümde yeri ayrı olan Ulduar'ı talan etme zevkini tatmıştık.Eski tanrılarla savaşmış onların oyunlarını bozmuştuk.Şimdi düşününce hikaye akışını sevdiğim bir ek paketti Wrath of the Lich King.Tabii bunda muazzam bir kuzey tasarımı büyük yer tutar.Artık donmuş topraklardaydık ve bunu iliklerimize kadar hissediyorduk.Düşmanlar daha acımasız ve zorluydu.Sanatsal tasarım kitabı da bunu doğrular şekilde Warcraftın her zaman sahip olduğu o naifliğe sahip değil.Pandaria da bunu sonuna kadar görüyoruz.Ama bu çizimler kötü,çarpık bozulmuş.Aynı Arthas gibi kurtarılacak seviyeyi geçmiş.Ama hepsi bir o kadar güzel.Kitap Death Knight lar ile başlıyor.Onu kıtanın dört bir yanı ve oraların zorlu yaratıkları izliyor.Tabii ki eşya ve silah tasarımları eksik kalmıyor yine.Ve sonda onu görüyoruz.Kadim ölü ejderha Sindragosa.Bu kitap biraz büyük boyutlu olduğu için iki parçaya böldüm.Kesinlikle arşivinizde olması gerekenlerden.

The Art of World of Warcraft Burning Crusade

The Art of World of Warcraft Burning Crusade

      Tüm warcraft sevenlerin gönlünde ayrı bir yeri olan ek paket işte budur.Karşımıza 2 yeni ırk,yepyeni yıkılmış koca bir dünya,ana hikayeyi ilerleten raidler,efsane boss savaşları ve daha niceleri.Benim de WOW'a bulaşmam 70 zamanlarına denk gelir.Belki bu kadar iyi hatırlamam ondan kaynaklanıyordur.Ama 70 level pvp silahlarının ve setlerinin güzelliğini kimse inkar edemez.70'ler ne güzeldi yaa.
                                              

4 Temmuz 2014 Cuma

DARK SOULS 2 Collector's Edition Artbook


                                               

DARK SOULS 2 Collector's Edition Artbook

               Daha işten okuldan tam anlamıyla Dark Souls'u bitiremeden yapımcılar Dark Souls 2 ile çıktılar karşımıza.Direk ileride oynanmak ve hayran kalınmak üzere arşive eklendi.Okuduğum bir çok incelemede ilkini hiç aratmayan bir oyun olduğunu söylüyor.Dark Souls sanatsal tasarım kitabını paylaştıktan sonra Dark Souls 2 eksik kalsın istmedim.

Dark Souls Design Works

                               

Dark Souls Design Works

         Son zamanlarda çıkmış en iyi serilerden birinin tasarım çalışmalarını içeren bir kitapla tekrar karşınızdayım.Oynayanlar bilirler, oynamayanlar ise duymuşlardır;Dark Souls serisi çok acımasız ve zor bir oyundur.Ama yaşattığı başarma hissi tatmin duygusu ise çok yüksektir. Sizi düşünmeye çabalamaya farklı stratejiler kurmaya yönlendirir ve bunu ödüllendirir.Dark souls serisinin eşsiz kılan bir diğer duygu ise yanlızlık umutsuzluk hissini size yaşatmasıdır.Tüm hikayeler sizi daha da depresif kılar,tasarlanan tüm yaratıklar sizde nefret duygusunun yanında acıma duygusu da oluşturur.Cesetlerden oluşmuş ejderhalar,yarısı devasa bir örümcek olan çok güzel kızlar,dikenlerden oluşmuş zırhlar içinde dev şovalyeler.
         Tüm bunlar Dark Souls serisini  son yılların en çok sevilen serilerinden biri yapmıştır.Bu 124 sayfalık kitapta depresif çevre tasarımlarından, umutsuz yaratık tasarımlarına karşınızda Dark Soul'un karanlık dünyası.

   

                                      

3 Temmuz 2014 Perşembe

The Art of World of Warcraft

The Art of World of Warcraft

          The Art of World of Warcraft işte tüm efsaneyi başlatan çizimleri,tasarımları, fikirleri içeren kitap ile karşınızdayım. Öyle bir kitap ki vanilya wow'un  naifliğini ve heyecanını yansıtıyor tüm sayfalarında. İçeriğinde orjinal ırkların tasarımları,bazıları oyuna eklenmemiş yaratık çizimleri,çevre tasvirleri ve daha fazlası var. Tüm sanat severlerin arşivlerinin olmazsa olmazlarından.



 

6 Eylül 2013 Cuma

Tanışma...


Tanışma...

       Aslında uzun zamandır buraya güzel hoş bir güncel yazı girmeyi düşünüyordum.Kafamdaki planları gelişmeleri hayatımı içine alan bir yazı.Çünkü yazmak bir yerlere bir iz bırakma ihtiyacı,hoşuna gidenleri paylaşma ihtiyacı duyuyorum yaş aldıkça.Sözler veriyorum hem kendime hem sevdiklerime uçuyorlar uçmasınlar istiyorum her şeyi yapabilecek gücüm olsun istiyorum.İlk defa içimde ki ses kalk uğraş başar diyor yılma diyor.Staj yapıyorum stajı seviyorum,kendi işimi onla bir şeyler oluşturmayı yaratmayı seviyorum.Bunları hissedeceğimi sanmadığım duygulardı hiç,ama işte insanın içinde ki o enerji güç bir amaç arıyor bir dayanak bir başlama noktası.Ve ben muhteşem bir başlama noktası buldum.İsmi sevgili...
        Bu yazı aslında uzun zaman önce yazılacaktı.Ama olan olaylar gelişmeler yüzünden hep erteledim.Çünkü her olan şey muazzam geliyordu gözüme,her gelişme daha da güzelleştiriyordu her şeyi.Fazla uzun da yazmak istemiyorum ama onu düşündüğüm zaman akan düşüncelerin önünde duramıyorum.Onlayken daha çalışkan daha düşünceli daha ilgili daha sosyal daha yürüyen kaliteli yaşayan biri oluyorum.Onun dokunuşu hayatımı komple bambaşka bir raya soktu.Onun saflığı,temizliği,güzelliği içimde derinlere gömdüğüm bu duyguların tekrar gün yüzüne çıkmasına neden oldu.Ben son 3 yıldır her gece Allah'a daha iyi bir insan olmak için dua ediyordum ve o karşıma çıktığından beri daha iyi bir insanım.Bu bir kozmik tesadüf mü yoksa o bana gönderilmiş insan formunda bir melek mi.Ben ikinci olasılığı daha kuvvetli buluyorum çünkü omuzlarından uzanan iki ışıltılı,göz alan, onu sanki yere dokunmadan yürüyor izlenimi veren kanatlara benzer uzvu ben görebiliyorum.Başkalarına garip gelen yürüyüşünün nedeni bence o iki kanadı ile bizim normal dünyamıza hala alışamamış olması.
          Siz bir melekle konuştunuz mu onun ellerini tutabilmek için aylarca içiniz yanıp tutuştu mu,peki o elleri asla bırakmamak için hava daha da soğuk olsun istediniz mi ama onun üşümesine de kıyamadığınız dan 10 dakika ne dilesem diye düşündünüz mü?Ben yaşadım ve size bu kadar saçma gelecek şey için düşündüm.Sonuçta ne oldu biliyor musunuz.Hiç soğuk olmasın istedim,ilk defa hayatım boyunca ilk kez başka birini hiç tanımadığım birini kendi isteklerim,arzularım,hayallerimin önüne koymuştum.Onu sevdiği mi ilk o gün anladım.Ve bu hikaye bir başlangıç kazandı.
          Hikayeler nasıl başlarlar,mesela evrenimizin hikayesi "Başlangıçta toz bulutları vardı" ,yada yaradılış  ne der "Başlangıçta karanlık vardı.Ve yaradan ışık olsun dedi,oldu.".Benim hikayem de başlangıçta beşiktaş vardı.Beşiktaş forması,atkısı,bilekliği ve unutmadan ön yargı.Futbolla ilgilenen kız mı futbol ne lan bu kadar fazla ilgi alanı varken bir takımı sevmek niye.Hala bu fikrim yumuşamadı hem futbolun saçma bir şey olması,kitleleri yönetmek için kullanılması bir sürü pisliği olması.Ama zor da olsa anladığım şey o bunları sevmiyordu ki.O bir ruhu seviyordu,o maç izlerken sahada koşan 11 adam değil,yüce kanatları ile süzülen kara bir kartal görüyordu.Orada huzur buluyor o kartalın kanatlarına bakıyor,onları okşamak istiyordu.Ben hala hem saçma buluyor bir de ne yalan söyleyeyim biraz kıskanıyordum.Sonra atkı düştü yere bir ders sırasında o önümde ki sırada otururken.Fark etmedi o gün o komik sakarlığı ile ilk tanışmamdı.Alsam mı görmedi mi,bana ne,başkası alır,şimdi görür.Düşünün tanımadığım biri ile konuşma aşamalarını kafamda bu kadar eleyen bir insanım.Ve o gün hayatımda ki en güzel kararlardan birini verdim.O atkıyı yerden alıp,ona uzattım.O arkasını döndüğünde o an beşiktaşlı kız  gitti,o an toz bulutu sıkışıp patladı,işte o an hayatımı sonsuz karanlığından alıp,sonsuz aydınlık verecek o ışıkla tanıştım.Muhteşem güzellikte ki bir gülümseme ve sonra ki saatler boyunca aklımdan çıkmayacak o iki ela göz.
       
      
     

15 Ağustos 2013 Perşembe

EMRE

       Ben çok kişiyi arkadaşım olarak görmem yapım yüzünden.Lisemden 3 arkadaşım var şu an görüştüğüm eski üniversitemden de 3 kendi bölümümde ise hiç yoktu yani demem o ki insan sevmem fazla hiç bir zaman o etrafında bir sürü arkadaşı olan tiplerden olmamıştım.Neyse yeni üniversite yeni bölüm yine aynı şekilde gidiyordu sınıfın arkasında o haftanın penguenini açıp okur teneffüs de bile çıkmaz orada olduğumu anlamadan benle yıllarca aynı sınıfta okuyabilirdiniz.Yine böyle bir gün onu gördüm Emreyi.
      Orada yalnız başına oturuyordu.Hiç bir şey yapmadan o zaman bilemezdim ufak bir yardıma ihtiyacı olduğunu,oysa yanına gidip merhaba desem onunla 1 ay fazla geçirebilecek tim onla 1 ay fazla muhabbet edip bir şeyler paylaşabilecektim olmadı.Ben ben olduğum için yanına gitmedim o da o  olduğu için yardım istemedi.Daha sonra ki tanışmamız bir proje yüzünden oldu grup gerektiren bir projede yalnız olamayacağım bariz olduğu için bir grup arayışı içine girdim.İsmetin girişkenliği ve daveti sayesin de gruplarında yer bulabildim.İşte Emre ile tanışmamızın hikayesi budur.Ama ben korktum Emreden gerçekten.Bakışlarından mı derse olan ciddi yaklaşımından mı yoksa 5 ay aynı sınıfta olup ta rahatsızlığından haberim olmamasından mı bilmiyorum.Emre gibi bir rahatsızlığı olup ta 5 ay bunu hissettirmemek fazla dikkat etmeyen insanlara bu gerçekten zor bir şeydir.Emre den bu yüzden korkmuştum işte.Emre asla insanlara onlardan farklı olduğunu hissettirmiyordu hatta takılmaları ile  onları kendi seviyesinde görmediği hissi uyandırıyordu.Her zaman topluluğun merkeziydi,onun insanlara ihtiyacı asla yoktu olamazdı ve insanların ona ihtiyacı olduğu yavaş yavaş hissediliyordu.İşte ben belkide korkmamıştım ona hayran olmuştum gıpta etmiştim.
      Bu yazının uzun olmasının nedeni gerçekten Emreyi 2 cümleyle anlatabilecek olamam.Her anıyı her anı buraya yazmak istiyorum.Çünkü yazdıkça onu hatırlıyor ve mutlu oluyorum.
      Dediğim gibi tanışmamız bu şekilde oldu ama hala temkinli  yaklaşıyordum insanlara kolay arkadaş edinemiyordum.İlk adım Emreden geldi yine çoğu insana teklif ettiğini bana da teklif etti ders çalışmayı tabii ki doğrusu ders çalıştırmayı.Ben de kabul ettim.Ben de ne görmüştü bilmiyorum,belki kendinden bir şey görmüştü belki ortak bir filmi oyunu seviyorduk ama benim başarmamı istiyordu.Ve ben de nedense Emre'ye ısınmıştım.Aralarda onun yanında olmak onla muhabbet etmek bir zevkti hala 50 kişilik sınıftan 40 nın ismini bilmem,gerekte görmem ama o belki 400 kişiyi tanıyordu. Emre'ye her öğlen onlarca kişi ismiyle hitap eder hatırını sorar bir şeyler danışır sigara uzatır ben içme şunu derim gazetesini getirirler,cep telefonundan cuma akşamı nerede yapılacağını konuşurdu,ben hep o anlar yanındaydım o kapıda onla duvara yaslanır geçen kızları keserdim.O anların güzelliği artık olamayacağını şu an bunları yazarken tekrar fark ettim ve inanın insanın içi çok acıyor.
       Ben hayatta hiç arkadaşımı kaybetmedim,ailemden kimseyi kaybetmemiştim.Dedem Emre'nin vefatından 1 gün sonra vefat etti.Ama ben Emre'ye üzüldüğüm kadar,onu aradığım kadar öz dedeme üzülemedim.Ben Emreyi tanıdığım için bana öğrettiği şeyler için derslerden kodlardan bahsetmiyorum,cesareti,azmi kararlılığı ,vazgeçmemesi , hayatla benden fazla barışık olması,ve ne darbe yerse yesin ne acı çektiyse çeksin sonunda ayağa kalkabilmesi bunları ben ondan öğrendim.Ve yıllar sonra kendi çocuklarıma Emre amcalarını anlatırken onlarda öğrenecekler,belki Mert abinin çocuğu olduğunda o Emre'ye de ismini aldığı kişiyi anlatırken yine böyle gözlerim dolacak şu an ki gibi.
     Ama ben şuna inanıyorum eğer bu dünyaya sınanmak için gönderildi isek Allah'ın Emre için başka sorusu kalmadığı için onun sınavını bitirdi ve onu şuan en mükemmel yerlerinden birine gönderdi bir sürü hurinin arasında şuan alem yapıyor,çünkü başka türlüsünü düşünemiyorum.Şu an hepimizin cevaplaması gereken sorular çözmesi gereken sorunlar varken o elindekileri bitirip sanki yukarıya sadece bu kadar mı elinizden başka şey gelmiyor mu  diye gururlu bir şekilde haykırıyordu.Onu böyle hayal ediyorum.Bu güzel anıyı bıraktı bana.
      Ben onun gibi birini tanımamıştım ve artık asla unutamayacağım...