15 Ağustos 2013 Perşembe

EMRE

       Ben çok kişiyi arkadaşım olarak görmem yapım yüzünden.Lisemden 3 arkadaşım var şu an görüştüğüm eski üniversitemden de 3 kendi bölümümde ise hiç yoktu yani demem o ki insan sevmem fazla hiç bir zaman o etrafında bir sürü arkadaşı olan tiplerden olmamıştım.Neyse yeni üniversite yeni bölüm yine aynı şekilde gidiyordu sınıfın arkasında o haftanın penguenini açıp okur teneffüs de bile çıkmaz orada olduğumu anlamadan benle yıllarca aynı sınıfta okuyabilirdiniz.Yine böyle bir gün onu gördüm Emreyi.
      Orada yalnız başına oturuyordu.Hiç bir şey yapmadan o zaman bilemezdim ufak bir yardıma ihtiyacı olduğunu,oysa yanına gidip merhaba desem onunla 1 ay fazla geçirebilecek tim onla 1 ay fazla muhabbet edip bir şeyler paylaşabilecektim olmadı.Ben ben olduğum için yanına gitmedim o da o  olduğu için yardım istemedi.Daha sonra ki tanışmamız bir proje yüzünden oldu grup gerektiren bir projede yalnız olamayacağım bariz olduğu için bir grup arayışı içine girdim.İsmetin girişkenliği ve daveti sayesin de gruplarında yer bulabildim.İşte Emre ile tanışmamızın hikayesi budur.Ama ben korktum Emreden gerçekten.Bakışlarından mı derse olan ciddi yaklaşımından mı yoksa 5 ay aynı sınıfta olup ta rahatsızlığından haberim olmamasından mı bilmiyorum.Emre gibi bir rahatsızlığı olup ta 5 ay bunu hissettirmemek fazla dikkat etmeyen insanlara bu gerçekten zor bir şeydir.Emre den bu yüzden korkmuştum işte.Emre asla insanlara onlardan farklı olduğunu hissettirmiyordu hatta takılmaları ile  onları kendi seviyesinde görmediği hissi uyandırıyordu.Her zaman topluluğun merkeziydi,onun insanlara ihtiyacı asla yoktu olamazdı ve insanların ona ihtiyacı olduğu yavaş yavaş hissediliyordu.İşte ben belkide korkmamıştım ona hayran olmuştum gıpta etmiştim.
      Bu yazının uzun olmasının nedeni gerçekten Emreyi 2 cümleyle anlatabilecek olamam.Her anıyı her anı buraya yazmak istiyorum.Çünkü yazdıkça onu hatırlıyor ve mutlu oluyorum.
      Dediğim gibi tanışmamız bu şekilde oldu ama hala temkinli  yaklaşıyordum insanlara kolay arkadaş edinemiyordum.İlk adım Emreden geldi yine çoğu insana teklif ettiğini bana da teklif etti ders çalışmayı tabii ki doğrusu ders çalıştırmayı.Ben de kabul ettim.Ben de ne görmüştü bilmiyorum,belki kendinden bir şey görmüştü belki ortak bir filmi oyunu seviyorduk ama benim başarmamı istiyordu.Ve ben de nedense Emre'ye ısınmıştım.Aralarda onun yanında olmak onla muhabbet etmek bir zevkti hala 50 kişilik sınıftan 40 nın ismini bilmem,gerekte görmem ama o belki 400 kişiyi tanıyordu. Emre'ye her öğlen onlarca kişi ismiyle hitap eder hatırını sorar bir şeyler danışır sigara uzatır ben içme şunu derim gazetesini getirirler,cep telefonundan cuma akşamı nerede yapılacağını konuşurdu,ben hep o anlar yanındaydım o kapıda onla duvara yaslanır geçen kızları keserdim.O anların güzelliği artık olamayacağını şu an bunları yazarken tekrar fark ettim ve inanın insanın içi çok acıyor.
       Ben hayatta hiç arkadaşımı kaybetmedim,ailemden kimseyi kaybetmemiştim.Dedem Emre'nin vefatından 1 gün sonra vefat etti.Ama ben Emre'ye üzüldüğüm kadar,onu aradığım kadar öz dedeme üzülemedim.Ben Emreyi tanıdığım için bana öğrettiği şeyler için derslerden kodlardan bahsetmiyorum,cesareti,azmi kararlılığı ,vazgeçmemesi , hayatla benden fazla barışık olması,ve ne darbe yerse yesin ne acı çektiyse çeksin sonunda ayağa kalkabilmesi bunları ben ondan öğrendim.Ve yıllar sonra kendi çocuklarıma Emre amcalarını anlatırken onlarda öğrenecekler,belki Mert abinin çocuğu olduğunda o Emre'ye de ismini aldığı kişiyi anlatırken yine böyle gözlerim dolacak şu an ki gibi.
     Ama ben şuna inanıyorum eğer bu dünyaya sınanmak için gönderildi isek Allah'ın Emre için başka sorusu kalmadığı için onun sınavını bitirdi ve onu şuan en mükemmel yerlerinden birine gönderdi bir sürü hurinin arasında şuan alem yapıyor,çünkü başka türlüsünü düşünemiyorum.Şu an hepimizin cevaplaması gereken sorular çözmesi gereken sorunlar varken o elindekileri bitirip sanki yukarıya sadece bu kadar mı elinizden başka şey gelmiyor mu  diye gururlu bir şekilde haykırıyordu.Onu böyle hayal ediyorum.Bu güzel anıyı bıraktı bana.
      Ben onun gibi birini tanımamıştım ve artık asla unutamayacağım...        
                             

26 Haziran 2013 Çarşamba

Shadow of Colossus

Shadow of Colossus

         Neden oyun oynar bir insan?Vakit geçirmek için mi yada başkalarını yenme içgüdümüzü bastırmak için,sadece birşeyler vurmak için.İşte oyunlardan nefret eden büyüklerin sorunu burda yatıyor.Neden oyun oynadıklarını hatırlayamadıkları için acaba insan çocuk olmayı unuttuğu için mi büyür yoksa büyüdükleri için mi çocuk olmayı unuturlar?
                                
         İşte bu noktada bana sorabilirsiniz sen niye oyun oynarsın.Benim cevabım hikayesi içindir.Ama sadece hikaye değil o hikayeyi yaşamak,birşeyleri başarmak kendi zekamla oyunu hazırlayan kişinin zekasını yenmek.Ne yazık ki oyun oynamayı çok basite indirgiyorlar sabahtan akşama pes oynayanlar ya da bütün gün 3 şekeri yanyana getirip patlatmaya çalışanlar.
          Neyse konumuz yine bir sanatsal çalışma kitabı kitaptan bahsetmeden önce oyunundan bahsetmeliyim.Oyunda sadece atınız,kılıcınız ve okunuzla  sizden 100 kat büyük 15 devi yenmeniz gerekiyor.Neden mi çünkü sevdiğiniz ölmüş ve siz yasak olmasına rağmen kutsal kılıcı kabilenizden çalıp büyük bir güçle anlaşma yapmayı kafanıza koymuşsunuz.O güç sunakta yatan sevdiğinizi canlandırma sözü vermiyor sadece 15 colosusu öldürmenizi istiyor.Ama siz ne olursa olsun ucunda bir belki olsa bile size söylenenleri yapıyorsunuz.Ve her devi öldürüşünüzde içinizi bir başarma hissi kaplamasını beklerken hafif bir hüzün kaplıyor.Burda oyun yönetmenini ve tasarım sorumlulurını kutlamak gerekiyor.Çünkü bu yaşamadan bilemiyceğiniz hissi çok iyi veriyorlar.
                                 
         İşte size konuyu anlattım ama etkilenmediniz ilgilenmediniz sadece hafif bir merak sardı aklınızı.Ama oyunu oynadığınızda o merak yerini aşka bırakacak çünkü bu oyun çok güzel bir hikayesi olan ama ondan da öte atmosferi ile sizi saran çok garip bir oyundur.Kitabımıza gelirsek devlerin tasarımları hikayeleri oyun içi görüntüler,farklı konsep çizimleri içeriyor.Kitap japonca,anlayamasak bile tasarımların güzelliği için şansı hakeden bir kitap ve muhteşem oyun için .

25 Haziran 2013 Salı

The Art of World of Warcraft: Mists of Pandaria

Mists of Pandaria

      Uzun bir aradan sonra yeni bir sanatsal çalışma kitabı ile karşınızdayım.World of warcraft'ın son ek paketi olan mists of pandaria'nın sanatsal tasarım kitabı uzun aramalar sonunda elime geçti.Gerek ayrıntılı anlatımı ve çizimleri ile yine muhteşem bir kitap var karşımızda.
      Kitap ek paketin koleksiyoncular için özel olarak çıkarılmış sürümü ile beraber geliyor.Toplamda 3 ana bölümden oluşuyor.Yeni bir dünya,dostlar ve düşmanlar,ekipmanlar.3 ana başlık kendi içinde bir çok alt başlığa bölünüyor.
      Bunlardan ilki yeni bir dünya,bilmeyenler için söyleyelim.Yeni ek paket ile Warcraft evreni bize yepyeni uzak doğu ezgileri taşıyan bir kıta sundu önümüze.Ve genel kanı olarak çevre dizaynı,köyleri,pandaları,dağları,tepeleri ile pandaria  şu ana kadar ki ek paketlerin en iyi dünyasına sahip.Bu bölüm giriş sinematiğinin o harika savaşında ki orc ve insanın tasarımları ile başlıyor.Ve panda olarak ilk 10 levelimizi geçirdiğimiz wandering isle ile devam ediyor.Ve devamında pandairanın 7 bölgesinin tek tek tasarımları var.Her bölgenin kendi içinde farklılığını hissedebiliyorsunuz.Bu incelemeyi yaparken oyunu oynadığım sırada ejderha bineğimle hissettiğim o naif o huzurlu anlar aklıma geldi.Çünkü yeşil ile tarihin buluştuğu bir yer pandaria ve bunu her gittiğiniz yerde hissediyorsunuz uzak doğu filmlerini beğenenler için çok güzel tasarımlar,kitap siz onu incelerken sizi pandaria da gezdiriyor resmen.  

18 Mayıs 2012 Cuma

The Art of World of Warcraft Cataclysm

          Bu yağmurlu muhteşem gün yeni bir konuya başlamak için ideal değil mi?Size birazda sanatsal çalışma kitapları(artbook) konseptinden bahsetmek istiyorum.Hepimiz birer oyun,anime,çizgifilm,manga hayranıyız değil mi?Bazen öyle sahnelere şahit oluyoruz ki ''adamlar yapmış abi'' demekten kendimizi alamıyoruz.İşte bu kitaplar da tam bu konuya açıklık getiriyor.Adamlar yapmış ama nasıl yapmış.Tasarım sırasında neler değişmiş.Hangi evrelerden geçilmiş.

             Bu sanatsal çalışma konusunda en hasta olduğum firmaların başında Blizzard gelir.World of Warcraftın  havası oldum olası hoşuma gitmiştir.Ve bu dünyanın nasıl yaratıldığını merak edenler için tavsiyem Art of World of Warcraft kitaplarını edinmeleridir.Ama bu kitaplar öyle kolay bulunan kitaplar değiller.Çünkü satılmıyorlar sadece oyunların koleksiyoncu sürümlerinin yanında hediye olarak geliyorlar.Ama kehannetteki çocuk yine tüm güçlerini kullanarak size bunların en güzellerinden olan World of Warcraft Cataclysm artbookunu paylaşıyor.Ve bu paylaşımların devam edeceği müjdesini veriyor.
Kitabın incelemesine geçecek olursak.Açılışımızı Deathwing ile yapıyoruz.Bu kadim ve deli ejderhanın tasarımları,insan formu silahlarının çizimleri gerçekten görülmeye değer çizimler.
 

17 Mayıs 2012 Perşembe

Uzun bir aradan sonra


         Evet son yazımın üstünden sanki yıllar geçmiş gibi ki geçtide zaten.O nedenle bu yazı biraz arayı ısıtma yazısı olucak.Neler yaptım peki bu geçen zamanda pek birşey yok.Yaşadığım şehir,okuduğum bölüm,sevdiğim kişi gibi ufak konularda değişiklikler yaptım.Hiç biri kolay olmadı ama hepsinin olmasıda kaçınılmazdı.Bu deneyimlerimden edindiğim bilgileri sizle paylaşırken bana kulak verin en azından bir fikir verir:
-İlk olarak The Avengers filmine gidin inanılmaz güzel bir film olmuş.Çizgiroman havasına bu kadar yaklaşabilen film zor bulunur.3D izlemenizi  tavsiye etmem işe yarayan bir bölümü yok.
-The cabin in the woods hoş,farklı buram buram whedon ve sonu itibari ile lovecraft kokuyor.Ben acayip eğlendim ama posterine bakıp bir teen slasher beklemeyin.
-Diablo 3 oynayın ben oynayamıyorum ama siz oynayın.Her ne kadar skill sistemi boka sarsada.Blizzard bu sonuçta lore için bile oynanır.
-İnsanlara onlara verdiğiniz değeri göstermeyin sonu hep hüsranla bitiyor.Şu ana kadar hiç göstermediniz ama oda ne karşınıza biri çıktı ve farklı ve sizle konuşuyor ve aklınızdan neden olmasın diye geçmeye başladı;UZAKLAŞIN O DÜŞÜNCEDEN.Kaçın hey dostum sen arkadaki gözlüklü dinle burayı.Eğer burayı okuyorsan sen zaten farklı bir insansın ve normal insanlar kendilerinden farklı olanlardan hoşlanmazlar bu nedenle o da senden hoşlanmıyacak.Ne yaparsan yap bu yüzden şimdiden uyardım eğer şansını denemek istiyorsan yinede sen bilirsin.
-Kitaplar konusuna gelirsek Neil Gaiman den takılın Kıyamet Gösterisi yeni çıktı,okumayanlar Amerikan Tanrılarınıda tercih edebilir.
-Koşun zıplayın hareketlenin yaz geliyor.
-Çizgili kısma gelirsek Morrisson Action Comicste istediğim noktaya hala gelemedi.İdare eder bir giriş ama konu 9. sayıya rağmen hala sarmıyor.
-Marvelın season one serisi aynı hikayelerin kötü çizerlerle 1000. kez tekrarı.
-Uncanny x-force çok iyi en azından dark angel saganın sonuna kadar okuyun.
-Bir sürü kitap türkçeye çevriliyor.Naruto,one piece,death note artık türkçe,okuyun.House of M yakında geliyor bu muhteşemliği kaçırmayın.
-İnsanlar çok farklı tahmin edilemez canlılar,onları fazla kafanıza takmayın.
-Çizgiroman okuyun ve okutun.Çoğu kimsenin sahip olmadığı bu güzelliğin değerini bilin.
-Hafta sonu gerekli şeylere gidin kendi yayınlarında %40 indirimler var.Ben gidemicem benim içinde alışveriş yapın.

21 Temmuz 2011 Perşembe

Okunması Elzem Seriler

Aslında başlıkta arch mı desem run mı desem ne desem bilemedim.Bazen bir serinin başına bir yazar-çizer takımı gelir ve o seriyi kanatlandırırlar.Mesela morrison-quitely ikilisi yada millar-hitch bu ekiplerin alıpta ihya etmediği seri yok gibidir.İşte burda elimden geldiğince serilerin çoştukları aralıklardan bir derleme yapıyım dedim.

Nex X-Men: 114-154X-Men 114 te başlayıp 154 te biten çoğunlukla morisson-quitely birlikteliğinde giden bir seri.X-Men'in kısır döngüye girdiği bir dönemde morisson serinin başına getiriliyor ve eğlence başlıyor.Okumamış olan varsa bence çok şey kaçırıyor.İlk cildi ülkemizde Tükenişin T'si ismiyle yayınlanmıştı ama devamı gelmemişti.Marmara astonishing serisini bitirdikten sonra bu seriye el atsa hiç mi hiç fena olmaz.Günümüzdeki X-Men'e yetişmek isteyenlerin okuması gereken serilerden.

Fantastic Four:554-569


Miller-Hitch birlikteliğinde Fantastic Four serisi yeni bir ivme kazandı.Tekrar okunur bir hale geldi.Spoiler vermeden nasıl anlatılır ama en sevdiğim runlardan biri olmuştur bu seri.Normalde FF okumayan ben bile yeni sayıyı bekler olmuştum.Okuyun okutun.

Thor:1-12,600-603,Thor Giant-Size Finale 01
Uzun süredir yaşayanlar aleminden uzak kalan Thor'u yazarımız Straczynski destansı bir şekilde geri döndürüyor.Sayılar sizi yanıltmasın 1 den başlayan Thor 12. sayıdan sonra 600 numarasına geçiş yapıyor ve final ilede Straczynski serisi bitiyor.Yakında Gerekli Şeyler (I love Gerekli Şeyler)tarafından türkçeye kazandırılacak isteyen bekleyip seriyi elinde türkçe şekilde okuyabilir.

Ultimates:Vol1-Vol2
Millar-Hitch-Neary üçlüsünün avengersı yeniden yarattıkları seriler.Ne diyebilirim ki çok güzeller hikaye olsun çizimler olsun.Her şeyiyle mükemmel seriler.Yeni çıkan marvel filmlerinin çoğunun esinlendiği kaynak ta bunlardır.İlk cilt arkabahçe tarafından basılmış ne yazık ki devamı gelmemiştir.
Şimdilik bu kadar devamı aklıma geldikçe yazarım sonraki yazı dc üzerine olucak.

10 Ağustos 2010 Salı

Yeni Bir Umut Doğana Kadar




Her şey korkuyla başladı.Zaten hiçbirşey güllük gülistanlık değildi ama en azından düzen vardı,en azından özgürlük ve adalet vardı.İlk yaptıkları şey sanal bir gündem,bir düşman,bir savaş oldu.Bunlar düzeni bozuyor halklar arasında kargaşa yaratıyordu.Bundan çıkar sağlayanlar oldu ama özellikle biri yaşlı bir adam.Bölge temsilciliğinden başlayıp zaman içinde meclise oradanda meclis başkanlığına yükseldi.Bu sırada savaş gittikçe kızışıyor,cumhuriyeti ve meclisi koruması gerekenler çok kan kaybediyordu.Sadece savaş bu kadar yıpratıcı olamazdı eğer içteki düşmanda bu kadar güçlü olmasaydı.Ve bir zamanlar çok sayıda olan cumhuriyetin savunucularının güçleri savaşa yetmez oldu.İşte o zaman yaşlı başkandan bir fikir geldi:Yeni Bir Ordu.Daha güçlü,özel,bu savaş için hazırlanmış güçlü bir ordu.Bu başta cumhuriyetin savunucularını rahatsız etti uzun yıllardır cumhuriyeti savunuyorlardı.Ama demokrasiye,cumhuriyete inançları sonsuzdu,onlarda orduyu kabul ettiler ve başına geçerek savaşı sonlandırmaya yemin ettiler.

Savaş bitmedi,çünkü savaşın bitmesi istenmedi bazı güçlü insanlar tarafından.Tüm olanlar halkları mahvediyor yok ediyordu.Karaların hızlı alınması tek bir elden yönetilmesi gerekiyordu;gerekmese bile birileri bunu söylüyordu.Meclisin başındaki adamda bunu söylüyordu savaşın bitmesini istiyorsanız gücümü arttırın ve bu güçle düşmanı yok ediyim.Ve öylede oldu güçü arttırıldı,yasalar ona bağlandı,adalet onun dediğiydi,yönetim oydu,meclis artık oydu.Bu gelişmeleri izleyen Cumhuriyet savunucularının ellerinden gelen bir şey yoktu.Çünkü bu demokrasiydi halk bunu istemişti buna yapılacak herhangi bir müdahale darbe olarak anılacaktı.Ve beklediler savaşın bitmesini,meclisin aklını başına toplamasını beklediler.Ve büyük acılarla,büyük kayıplarla da olsa savaşta üstünlük sağlandı,artık savaşın bitmesi an meselesiydi.Tam da bu sırada bir şey farkedildi meclisin başındaki yaşlı adam,tüm bu savaşında arkasındaki kişiydi.Suçlu oydu her iki tarafıda manipüle etmiş ve savaşı çıkarlarına alet etmişti.Cumhuriyet savunucuları ise bunu öğrendiklerinde artık çok geçti,müdahale etmek istediklerinde ne eski güçleri vardı nede yanlarında eski dostları,yıllardır ellerindeki güç nedeniyle kibirlenmişler ve bu kibir onların zayıflıkları olmuştu.MÜdahale başrısız olmuş cumhuriyetin eski savunucuları vatan haini ilan edilmişti meclisin başındaki yaşlı adam tarafından.Kurulan yeni ordu tarafından tek tek avlandılar,kaçabilenler geri dönmemek üzere uzaklara gittiler.

Ve o meclisin başındaki yaşlı adam artık daha fazla meclise,cumhuriyete gerek kalmadığına karar verdi,kurduğu yeni ordunun gücüyle cumhuriyetin yerine imparatorluğu getirdi.Çünkü bu sayede barış ve huzurun bu topraklara geri geleceğine ikna etti halkı.Cumhuriyetin küllerinden tek yumruk tarafından yönetilen bir korku imparatorluğu yükseldi.Artık yaşlı adam amacına ulaşmıştı belki 100 lerce yıl beklenmişti ama amaca ulaşılmıştı.Savaşı kolayca bitirdi zaten iki tarafında başı olması bunu epey kolaylaştırmıştı.Halkın mutluluğu kısa sürdü çünkü uğruna savaştıkları şeyi özgürlüklerini gümüş tepside sunmuşlarıd.Hemen cumhuriyetin demokrasinin savnucularına koştular,ama nafile eskinin savunucularından kimse kalmamıştı.Ve imparatorluk devri başladı.Artık kimse kurtuluş olmadığına inanıyordu.Umut,umut insanların kalplerinden silinmişti.Ta ki yeni bir umut yeşerene kadar.

Burda yazanlar hakkında düşününce ülkenin son hali hakkında bir şeyler okuyormuş gibi geldi mi hiç.Burda yazanlar çoğu insanın çocuk filmi dediği,kılıç dövüşlerinden alt metni göremeyenlerin kötülediği yıldız savaşlarının senaryosunun ana hatları.Bu filmlerin en hoşuma giden yanı bu tüm o karmaşanın,renklerin,yaratıkların,ışın kılıçlarının altında yatan ülkemin çok ta yabancı olmadığı bu senaryo.Bir yanda ellerindeki güçten sarhoş olmuş ve kibirlenmiş jedi düzeni yada bizdeki haliyle ordu,bitmeyen bir iç çekişme,savaş ve yıllardır yapılan planlar ve güç kazanmayla mutlakhükme yürüyen sith düzeni bizdeki haliyle tüm yasama,yürütme ve yargıyı ele geçirmeye çalışan akp.Kurulaması düşünülen yeni ordu,belkide klon ordusu.Tüm olanlar karşısında ne yapıcağını bilemeyen halk.Belki de ben fazla komplo teorisi üretiyorum ama gerçektende benzerlikler çok fazla değil mi?Ve filmlerde olduğu gibi dünyayı kurtaran adamımız 1938 de çıktığı seyahatten son dakikada dönüp bizi kurtarmıyacak.